Potemkin Köyü

18. yüzyılda Çarlık Rusya’sında Çariçe Büyük Katerina (II.Katerina: 34 yıl Rusya’yı yönetmiş), Rus soylu ve devlet adamı olan Prens Grigory Aleksandroviç Potemkin‘e ithaf edilen bir gösteriden gelmektedir. Katerina’nın eski aşıklarından olan Potemkin, her zaman gözdesi olmuş ve çeşitli mevkilerle ödüllendirilmiştir. Potemkin, imparatorluğa yeni katılan ve fazlasıyla geri kalmış bir bölge olan Kırım’a “Yeni Rusya’nın valisi” olarak atanmıştır.

Potemkin, Rusya ile Avrupa ülkeleri arasındaki ilişkileri geliştirmek ve Katerina’nın gözüne girmek için bu geri kalmış yeni bölge olan Kırım’ı baştan aşağı inşa etmeye karar verir (Mareşal unvanını alır). Avrupa ülkelerinin elçilerinin ilgisini çekecek kadar (bazı ülkelerden ziyarete gelinecektir) yepyeni bir yer yaratmak isteyen Potemkin, refah ve modernliği ön planda tutar. Fakat oldukça masraflı ve vakit alacak olan bu iş için Katerina’nın sıkça tekneyle yolculuk ettiği Dinyeper Nehri boyunca uzanan evlerde büyük bir değişiklik yapmaya karar verir. Evlerin dış cephelerini karton panolarla giydirip modern ve refah içinde bir köy yaratır. Yani olay dışarıdan bakana gerçekte olduğundan daha iyi gözüken evlerin aslında öyle olmadığıdır.
Katerina ve imparatorluk grubu tekneyle nehir kenarında yolculuk ederken hileli bir kent görmüştür. -Hatta sonradan panoları söken Potemkin, imparatorluğun gezdiği her yeri bu panolarla kaplayıp kaplayıp sökmüştür-. Bölgenin gerçek yoksulluğunu gizleyip daha görkemli ve gelişmiş göstermek için ortaya koyduğu bu çabalara Potemkin Köyü adı verilmiştir. Hikayenin bir efsane olduğu söylense de Potemkin Köyü literatürde bu gibi hileleri ve aldatmacaları anlatmak için kullanılmaya başlanmıştır. PotemkinPanoları olarak da bilinen Potemkin Köyü tabiri o dönem savaşlarda askerleri kalabalık göstermek için onlarca komutan tarafından kullanılmıştır. Günümüzde ise eylemlerde kalabalık olduğunu göstermek, emlakçıların kiracı-alıcıları kandırmak amacıyla başvurulan bu hile başta sinema olmak üzere benzer sektörlerin avantajına olmuştur.

Sevgilim Bir Zelofil’di

Fili

Elime bir sözlük geçti… Üşenmedim, teker teker okudum. Her birinin üzerinde ince ince düşündüm. Tarih boyunca bunları yapanlar olmalı ki, vakalar adlandırılabilsin ve literatür oluşturabilsin. Acaba bende hangisi var dedim?… Agorafil ya da albutofil olabilirim mesela.. Altocalcifil de olabilirim. Yazmayı ve konuşmayı sevdiğim için benden narratofil de olabilir. Ama homilofil boyutunda değilim. Bu ünvanı RTE’ye bırakıyorum. Phronemofil kimliği de fena durmaz üzerimde. Partnerimin gözlerinin içine baktığım için oculofil de olabilirim. Ama koskoca listede bulabildiklerimin çok az olduğunu gördüm. Sonuçta kendimi çok renksiz, çok sıradan buldum…

Peki hangileri size uyar?.. Renkli bir kişilik misiniz yoksa yoksa benim gibi renksiz mi?

A

Abasiophilia: Cinsel ilginin topallara, kötürümlere yönelmesi.

Acousticophilia: Cinsel heyecanın seslerden kaynaklanması.

Acrophilia: Yükseklikten ya da yüksek yerlerden cinsel haz alma.

Acrotomophila (ya da Acrotometophilia): Bacağı ya da kolu kesik kişiye yönelen cinsel istek.

Actirasty: Güneşin doğmasına, güneş ışınlarına yönelen cinsel istek.

Acucullophilia: Sünnetli erkeklere duyulan cinsel arzu.

Adolescentilism: Yetişkin takliti yapmaktan ya da kendisine yetişkin gibi davranılmasından cinsel tat almak.

Aelurophilia: Kedilerle mutlu olmak..

Agalmatophilia: Nü heykelden veya vitrin mankenlerinden kaynaklanabilen cinsel uyarım.

Agonophilia: Savaşırmış gibi yapan partnerden cinsel haz alma.

Agoraphilia: Açık alanlardan ya da açık alanda seks yapmaktan cinsel haz alma.

Agrexophilia: Başkalarının kendisinin seks yaptığını bilmesinden alınan cinsel haz.

Aichmophilia: Sivri ve iğneli nesnelere duyulan ilgi.

Albutophilia: Sudan cinsel haz alma.

Algolagnia: Açı çekmekten ya da acı vermekten kaynaklanan cinsel tatmin.

Altocalciphilia: Yüksek topuk fetişi.

Amaurophilia: Kör ya da gözleri bağlanmış partnerle seksten haz alma.

Amokoscisia: Kadınları yaralamaktan, kesmekten alınan cinsel haz ve tatmin.

Amychophilia: Tırmalanmaktan, kaşınmaktan alınan cinsel haz.

Anasteemaphilia: İnsanın, kendisiyle boy farkı olan insana cinsel ilgi duyması.

Androidsm: İnsan benzeri robotlara duyulan cinsel heyacan.

Androimimetophilia: Giyim, davranış ve vücut görünümü açısından erkek özelliklerine sahip olan kadınlara duyulan cinsle heyacan. Erkeklerde görülen tersi ise, Gynemimetophilia.

Anophelorastia: Partneri kirletmekten alınan cinsel haz.

Antholagnia: Çiçekleri koklamaktan cinsel haz alma.

Anthropophagy: İnsan eti yutmaktan cinsel haz alma.

Apotemnophilia: Kendi kol ya da bacağını kesilmesinden cinsel haz alma. Bir apotemnophilie, bunu kendi başına da yapabileceği gibi, tıbbi bir olayda da haz alabilir. Genelde apotemnophilia’ya, bir ya da birçok üyesinin (üye:kol ve bacaklar) kesilmesi için entrikalar çevirme, hileler yapma saplantısı da eşlik eder.

Arachnephilia: Örümceklere cinsel ilgi duyma.

Asphyxiophilia: Boğmak ya da boğulmaktan cinsel haz alma. Kısmi boğulmayı sağlamak için iple asma, plastik torbalar, ağız tıkaçları kullanılır. Otoerotik bir amaçla yapılırsa, genelde orgazm ilmek ya da torba yüzünden ölümle sonuçlanır.

Autogonistophilia: İzlenerek ya da kameraya alınarak ya da sahnede seks yapmaktan cinsel haz alma.

Autassassinophilia: Kendisinin mazoşist bir cinayetle öldürülebilme olasılığından alınan cinsel haz.

Autonepiophilia: Altı bağlı bebeklerden ya da kendisine bu şekilde davranılmasından cinsel haz alma. Cinsel/erotik partner olarak bebeğin ya da küçük çocuğun görülmesi ise nepiophilia.

Autophilia: Sevgi ve cinsel ilginin bir partnere değil de kendisine bağlanması.

Avisodomy: Kuşla seks yaparken, onun boynunu kırma.

Axilism: Seks sırasında koltukaltının kullanılması.

B

Batrachophilia: Kurbağalara duyulan cinsel ilgi.

Belonephilia: İğne ve raptiyelerden cinsel heyecan duyma.

Biastophilia: Cinsel etkilenimin ve orgazmın, korkutucu ve beklenmedik bir yabancının ani ve şiddetli saldırısı (örn.tecavüz.- can) yoluyla sağlanması.

Bondage&Discipline (B&D): (kölelik ve itaat) : İp, zincir ve diğer ekipmanları kullanarak ceza ve işkenceyle, itaat, kölelik ve hizmete zorlamayı içeren bir tür sadomazoşizm.

Brachioproctic ya da brachiovaginal erotizm: Yavaş bir süreçte, el, yumruk, kol ve hata ayak gibi çok büyük nesneleri, vajina ya da anüse sokma çalışması, ya da ikisine birden aynı anda sokmaya çalışma.

Bromidrophilia: Vücut kokularına duyulan cinsel ilgi.

Brontophilia: Fırtına sevgisi.

C

Canophilia: Köpeklere ilgi duymak.

Catheterophilia: İdrar kesesine yerleştirilen hortumdan cinsel haz alma, ve bunun sayesinde orgazma ulaşma.

Chasmophilia: Kuytu yerler, yamaçlar, yar ve uçurumların cinsel çekim yaratması.

Cheimaphilia: Soğuktan ya da kış mevsiminden cinsel haz alma.

Chinophilia: Kar sevgisi.

Choreophilia: Dans etmekten cinsel heyecan duyma.

Chrematistophilia: Partneri zorla para ödemeye zorlamaktan ya da soyulmaktan (hırsızlık anlamında) cinsel haz alma ve bu yolla tatmine ulaşma.

Chrysophilia: Altından ve altından yapılmış nesnelerden uyarılma.

Claustrophilia: Küçük bölme ve odacıklarda tutulmaktan cinsel haz alma.

Climacophilia: Düşmekten cinsel haz alma.

Coprophagy: Cinsel heyacan için dışkı yeme.

Coprophilia: Dışkılamayı izlemekten, dışkı yemekten vb. cinsel haz alma ve bu yolla doyuma ulaşma. Ayrıca dışkılayan insanın görünümünden ve sesinden uyarılmak da coprophila’dır.

Cratolagnia: Güç, kuvvetten cinsel haz alma.

D

Dacryphilia: Partnerin gözlerinde yaş görmekten cinsel haz alma.

Dendrophilia: Ağaç sevgisi.

Dippoldism: Çocukları dövmekten, kırbaçlamaktan cinsel haz alma.

Dystychiphilia: Kazalardan cinsel haz alma.

E

Electrocutophilia: Göğüs uçları, genital-anal bölgelerin elektrikle uyarılmasından cinsel haz alma ve bu şekilde tatmine ulaşma. Sıklıkla kadınlarda görülür ve genelde kazara ölümle sonuçlanır.

Emetophilia: Kusma ve kusmuktan cinsel haz alma.

Endytophilia: Çıplak değil de elbiseli (giyinik) seks partneri seçme.

Eproctophilia: Gaz çıkarılmasından cinsel haz alma.

Erotophonophilia: Partnerinin, tahmin edilemeden cinayetle öldürülmesiyle orgazma ulaşma hali. Orgazm partnerin ölmesiyle sağlanır.

Erythrophilia: Utançtan kızarılmasıyla uyarılma.

Exhibitionism: (teşhircilik) Yasadışı olarak zorla vücudunu, genital organlar dahil, göstermekten ve aldığı panik tepkiden cinsel haz alma ve bu yolla orgazma ulaşma.

F

Fetişizm: Bir uğur nesnesi, fetiş cisim, madde ya da partnerinin vücudunun bir bölgesiyle cinsel tatmine ulaşma.

Fisting: El (biri ya da ikisi) ve/veya dirseği vajina ya da anüse sokma deneyimi.

Formicophilia: Cinsel tatmin ve hazzın; genital bölgeler ve meme uçlarında dolaşan, sürünen (bir ya da bir çok) küçük hayvan ya da böceklerin yarattığı hassasiyet ile sağlanması anlamında bir zoophilia alt türü.

Frotteurism: Kalabalıkta özellikle genital bölgeyi yabancı birine sürterek cinsel haz alınması ve bu yolla doyuma ulaşılması.

G

Genuphallation: Penisini, partnerin dizleri arasına sürtme.

Gerantophilia: Partnerinin ebeveynlerinin ya da ebeveynlerinin anababası yaşında olmasını isteme.

Gynotikolobomassophilia: Kadının kulak memesini ısırmaktan haz alma.

H

Harmatophilia: Yapılan yanlışlardan ya da çiğnenen kurallardan cinsel haz alma.

Harpaxophilia: Hırsızlık veya soygundan cinsel haz alma.

Hebephilia: Ergenlere duyulan cinsel ilgi.

Hematolagnia: Kanın cinsel uyarıma yol açması.

Hierophilia: Kutsal nesnelerden cinsel uyarım.

Hodophilia: Yeni ya da garip yerlere seyahat ederken duyulan cinsel haz.

Homilophilia: Vaaz ya da nutuk verirken ya da dinlerken cinsel haz alma.

Hybristophilia: Nefret edilen ve/veya silahlı soygun, tecavüz, cinayet gibi suçları işlediği bilinen bir partnerle beraber olmaktan cinsel haz alma ve bu şekilde doyuma ulaşma.

Hygrophilia: Herhangi bir vücut salgısına temas ederek cinsel haz alma.

Hyphephilia: Deri, ten, saç, kıl, kürk, kumaşa dokunarak, onları okşayarak; (özellikle giysi olarak erojen bölgelere giyilmişse) cinsel doyuma ulaşma.

Hypnophilia: Uyku düşüncesiyle uyarılma.

I

Iatronudia: Bir rahatsızlığı olduğunu iddia ederek doktor karşısında soyunma ve bundan cinsel haz alma.

Infantilism: Çocuk gibi davranmaktan ya da kendisine çocuk gibi davranılmasından cinsel haz alma.

K

Keraunophilia: Şimşek ya da yıldırımdan uyarılma.

Kleptophilia: Bir yabancının ya da potansiyel partnerin evini soymaktan cinsel haz alma ve bu yolla doyuma ulaşma.

Klismaphilia: Kendisine, partneri tarafından lavman yapılmasından cinsel haz alma ve bu yolla orgazma ulaşma. Fetişist ya da B&D amaçlı olabilir.

Knissophilia: Cinsel uyarımın yanan bir tütsü tarafından sağlanması.

Kopophilia: Bedensel ya da beyinsel yorgunluktan cinsel tad alma.

L

Lactophilia: Emziren göğüslerden cinsel haz alma.

Lilapsophilia: Kasırgalardan cinsel haz almak.

Lithophilia: Taş veya çamura yönelmiş cinsel ilgi.

Lyssophilia: Sinirli veya üzgün olmayla cinsel heyacan duyma.

M

Maieusiophilia: Doğum yapmış ya da hamile kadınlara duyulan cinsel ilgi.

Maniaphilia: Delilere duyulan cinsel ilgi.

Masochism: Aşağılanmaya, işkenceye, cezaya maruz kalmaktan; köleliğe, itaate, hizmete zorlanmaktan cinsle haz alma ve bu yolla orgazma ulaşma.

Mechanophilia: Makineler tarafından uyarılma.

Melissophilia: Arılara cinsel ilgi duymak.

Mixoscopia: Seks yapanları izlemekten cinsel haz alma ve bu yolla doyuma ulaşma.

Morphophilia: İyi, güzel ya da kendi vücudundan farklı vücutlara duyulan cinsel arzu.

Musophilia: Farelere duyulan cinsel ilgi.

Mysophilia: Regl akıntısının kirlettiği giysileri ve eşyaları koklayarak, çiğneyerek vb. cinsel doyuma ulaşma.

N

Narratophilia: Partnerinin önünde açık seçik, pornografik sözcükler kullanarak, bu tür öyküler anlatarak, cinsel doyuma ulaşma.

Nasophilia: Partnerin burnunu görerek, ona dokunarak ya da onu emerek, yalayarak cinsel doyuma ulaşma.

Nebulaphilia: Sisten alınan cinsel haz.

Necrophilia: Ölüden ya da cesetten alınan cinsel haz ve bu yolla cinsel tatmine ulaşma. Necrophili’lerde cinayetten ziyade ölü takıntısı vardır.

O

Ocholophilia: Kalabalığı cinsel yönden çekici bulma.

Oculolinctus: Partnerin kulak memesini yalayarak cinsel haz ve doyum elde etme.

Oculophilia: Partnerin gözlerinden cinsel haz alma.

Odontophilia: Dişten kaynaklanan cinsel heyecan.

Olfactophilia: Özellikle cinsel bölgeler kaynaklı kokular yoluyla cinsel uyarım.

Ombrophilia: Yağmurdan veya yağmur yağmasından uyarılma.

P

Parthenophilia: Sadece bakirelere cinsel ilgi duyma.

Pecattiphilia: Günah işlemekten cinsel haz alma.

Pediophilia: Oyuncak bebeklere cinsel ilgi duymak.

Pedophilia: Kişinin kendisinden küçük partnere cinsel ilgi duyması.

Peodeiktophilia: Zorla penisini gösterdiği insanların panik tepkisinde cinsel haz alma ve bu yolla cinsel tatmine erme.

Phallophilia: Olağanüstü büyüklükte ya da erekte olmuş penise duyulan cinsel ilgi.

Phobophilia: Tahrik edici türdeki korkularla cinsel tatmine ulaşma.

Phronemophilia: Düşünme eylemini tahrik edici bulmak.

Phthiriophilia: Bitlere duyulan cinsel çekim.

Phygephilia: Uçuş hissinden cinsel haz duyma.

Pictophilia: Tek başına ya da partneriyle açık seçik ya da pornografik denebilecek resim, film izleyerek cinsel doyuma ulaşma.

Placophila: Mezartaşlarından cinsel haz alma.

Pnigophilia: Çiğneyen insanlara cinsel ilgi duymak.

Podophilia: Ayağa duyulan cinsel ilgi.

Polyiterophilia: Peşisıra birçok kişiyle seks yaparak orgazm olma.

Potamophilia: Dere ve nehirlere duyulan cinsel arzu.

Psellismophilia: Kekemeliğe cinsel ilgi duymak.

Psychorocism: Üşümekten ya da üşüyen birini izlemekten cinsel haz alma.

Pteronophilia: Tüylerle gıdıklanmaktan, huylanmaktan cinsel haz alma.

Pyrolagnia: Ateş ya da yangını izlemekle alınan cinsel haz.

R

Rhabdophilia: Kırbaç kullanarak partneri uyarmaktan ve kırbaçlamaktan alınan cinsel haz.

S

Sadism: Otorite ve iktidar olarak; aşağılama, işkence yapma, ceza verme, itaat ettirme vb. kullanarak cinsel doyuma ulaşma.

Salirophilia: Ter gibi tuzlu vücut sıvılarını tadarak cinsel doyuma ulaşma.

Scopophilia: Olaylara ve insanlara bakarak cinsel haz alma.

Scotophilia: Karanlığı tahrik edici bulma.

Septophilia: Çürümüş maddeye cinsel ilgi duyma.

Siderodromophilia: Trene binmekten cinsel haz alma.

Sitophilia: Cinsel tatmin/arzular için yiyecekleri kullanma.

Somnophilia: Şiddet ya da zorlama olmaksızın uyuyan bir yabancıyı erotik yollarla, oral seks gibi, uyandırma.

Spectrophilia: Tanrılarla, ruhlarla, cinlerle, meleklerle vb. birleşmeyle cinsel tatmin elde etme.

Staurophilia: Haçtan cinsel haz alma.

Stigmatophilia: Dövme, yara izi ya da hızması olan partnerden alınan cinsel haz ve doyum.

Symphorophilia: Trafik kazası gibi bir felaket düşüncesiyle ya da bunu izleyerek cinsel tatmine ulaşmak.

T

Taphephilia: Canlı yanmaktan alınan cinsel haz.

Telephonicophilia: Telefonla işletilmekten ve işleten kişiyle cinsel konuşmalar yapmaktan alınan cinsel haz ve bu yolla doyuma ulaşma.

Teratophilia: Çirkin ya da deforme olmuş insanlara duyulan cinsel arzu.

Timophilia: Zengin ve itibar sahibi insanlardan kaynaklanan cinsel heyacan.

Toucheurism: Bir yabancının vücuduna, özellikle kalça, göğüs ve genital bölgelere, dokunarak cinsel tatmin elde etme.

Transvestophilia: Karşı cinse ait giysiler, özellikle iç çamaşır, giyerek cinsel doyuma ulaşma.

Trichopathophilia: Saça duyulan cinsel çekim.

U

Urophilia: İşemeye ve idrarı içmeye/yutmaya cinsel ilgi duyma ve bu şekilde doyuma ulaşma.

V

Vaccinophilia: Aşılanmaktan cinsel haz almak.

Voyeurism: Seks sırasında izlenme ve rahatsız edilme riskinden alınan cinsel haz ve bu şekilde orgazma ulaşma.

X

Xylophilia: Ahşap nesnelere cinsel ilgi duymak

Z

Zelophilia: Kıskançlıktan kaynaklanan cinsel arzu.

Zoophilia: Hayvanlarla seksten cinsel haz alma ve bu yolla orgazma ulaşma.

Patlıcan Mevzuunun Siyasi Tarihi

Bugün, Yılmaz Özdil Sözcü’deki köşe yazısında “Patlıcan” başlıklı bir yazı yazmış.

Milletçe bayılırız patlıcana.
Türlü çeşit yemeği olur.
Lezzet şölenidir.
Yazarken bile insanın ağzı sulanıyor.
Parmaklarını yersin.
Ama, parmaklarını yediğinle kalırsın.
Vücuduna zerre faydası olmaz.
Besin değeri fakirdir.
Vitamini sıfıra yakındır.
Üstelik…
Çocuklara asla tavsiye edilmez.
Çünkü, nikotin içerir.
Uyuşturur.
*
Oruçlu oruçlu canınızı çektirmek istemem ama, koalisyon pazarlıkları patlıcan’dır.
*
Akp mesela…
Seçim sandıkları açıldı.
İmambayıldı!
*
Chp’yle Mhp, musakkacı.
Vay efendim, imambayıldı’da kıyma yokmuş, bu iş zeytinyağlı olmazmış, hükümet dediğin hiç olmazsa karnıyarık olmalıymış filan.
*
Hdp, oturtma.
Oslo’da oturttu.
İmralı’da oturttu.
Kandil’de oturttu.
7 haziranda oturttu.
*
Barajın altında kalan Bbp’yle Saadet partisi sitem ediyor haliyle… Onunki can da, benimki patlıcan mı?
*
Akp iktidar olur, şak şak şak alkışlar.
CHP koalisyon kurar, şak şak şak.
Hdp barajı geçer, şak şak şak.
Mhp hükümet ortağı olur, şak şak şak.
Nedir bu yalakaların hali?
Şakşuka.
*
Hükümeti siz kurun, biz dışardan destekleyelim. Rica ederim, siz kurun, biz dışardan destekleyelim. İstirham ederim, siz başbakan olun. Arz-ı hürmet ederim, siz önden buyrun.
Bu nezaket olsa olsa…
Alinazik değil midir?
*
Ve, onca rezalete rağmen, Deniz Baykal’ı tıpış tıpış ayağına getirten saraydaki zat-ı şahane, eminim memnundur… Hünkarbeğendi’dir.
*
Bu topraklarda hıyar’dan sonra en bol yetişen sebzedir patlıcan.
Tek pürüzü vardır.
İnsana ver, iştahla yer.
Hayvanın önüne koy, ağzına sürmez.

Patlıcan Türk siyaset hayatını tanımlarken farklı yazarlar tarafından kullanılmıştır. Örneğin, Türk edebiyatının en muzip kişilerinden Refik Halit Karay 1921 yılında kaleme aldığı “Patlıcan Meselesi” adlı yazısında çok güzel dokundurmalar yapar. 

PATLICAN MESELESİ

İlmimle, irfanımla mütenasip işte bir mesele!

Ben hadşinas bir muharririm; tııtup da şimdi size pek zorlu, pek çetin, pek yüksek birtakım siyasi meseleleri bahis mevzuu yapmaya katiyen cesaret edemem. Böyle ciddi müşkül ve mühimmesail ne haddime?… Onları, öykülerini ehline bırakalım. Bizim diyarımızda değme muharririn bu tarzda patlıcan ve çam ağacı kabilinden bayağı, adi, kıymetsiz bir makalesine tesadüf ettiniz mi? Asla! O, daima yüksek siyaseti kalemine ram eder, bütün serlevhaları şöyle, heybetli, ehemmiyetli ve şaşaalıdır: 

“Avrupa’nın Son Vaziyeti”, veya “Akdeniz Muvazenesi”, yahut da “Şarkın istikbali”… Yazık ki şu kurak, şu çorak, şu nankör memlekette her gün bu ayarda ve bu kıratta birer birer, inci horoz eline düşmüş gibi, yok yere mahvoluyor; bu kıymetteki siyasi düsturlar iz bırakmadan silinip gidiyor!

Hoş ben sade harici siyasetin değil dahili siyaset bahsinde de kalem oynatamam ki… Dahili işleri kavrayabilmek için memleketi adım adım gezip görmüş, tarihini sahife sahife okumuş, seciye ve ahlakını vilayet vilayet tetkik etmiş, hülasa bu yolda senelerce çalışmış olmak iktiza eder. Bu himmet, bu gayret benim elimden gelir mi? Onu, siyaseti dahiliye bahsini de bırakalım. Bu imkânsızlık, bu inşasızlık, bu ilimsizlikle edebiyat da benim neme? Yakara cümleye bile agâh olamayan şu taş kafamla iktisat bahislerinde işim ne?… Hülasa öyle siyasi, ahlaki, edebi ve mali meseleleri benim kalemim, benim irfanım halledemez, bana çizmeden yukarı çıkmayan meseleler yakışır, mesela, işte “patlıcan meselesi” gibi…

Gelelim patlıcan meselesine:

Fakat patlıcan meselesi deyip de geçmeyiniz; göreceksiniz ki serlevhası dolu, lâkin içi kof bir çok yüksek meselelerden bu mesele daha ehemmiyetli, daha ciddi ve daha hayatidir. Adeta her senenin, alelusul bu mevsimin en canlı, en umumi ve şümullü meselesi, dahili, iktisadi, ahlaki meselesi odur: Patlıcan meselesidir. 

Şayet bu mesele hal ve makul bir karara, bir kanuna rapt edilemeyecek olursa memleket mahvolmaktan bir türlü kurtulamayacak, bize felah, huzur hiçbir zaman müyesser olamayacaktır. Patlıcan meselesi bir meseledir ki belli başlı bir gaile, bir felaket, bir afet, bir kıyamete taalluk eder. Patlıcan meselesi sebebiyet verdiği zarar, ziyan itibariyle zelzeleler, kıtlıklar, hastalıklar, kasırgalar kadar mühimdir, müthiştir, mahuftur. “Çekirge ile Mücadele”,“Emraz-ı Sariye ile Mücadele”, “Veremle Mücadele”, “İçki ile Mücadele” hatta “Tombala ile Mücadele” cemiyetleri oluyor da çekirgeden, frengiden, veremden, içkiden ve tombaladan zararı kat kat fazla olan patlıcana niçin bir tedbir ittihaz edilmez, niye bir de “Patlıcanla Mücadele Cemiyeti” yapılmaz buna aklım ermiyor!

Kumar, kadın, içki gibi patlıcan da bir afettir. Ben patlıcana bakarken, tıpkı güzel ve şuh bir kadına bakarken: “Ah ne nefis, lâkin ne tehlikeli, ne ateş ve ne afet bir mahluk!” dediğim gibi: “Ah ne nefis, lâkin ve tehlikeli, ne ateş ve ne afet bir sebze!” derim. 

Bilmem maksadım anlaşılabildi mi? Vaktaki bahar geçer ilk sıcaklar başlar ve bostanlarda patlıcan fideleri boy atmaya, çiçek açmaya ve meyve dökmeye hazırlanır, gözüm iliştikce, sanki pek güzel, pek şirin, pek haspa bir kız çocuğuna bakıyormuşum gibi kendi kendime: “Büyü bakalım,”derim, “büyü… Bakalım sen de kimleri ve ne hanümanları yakacaksın?” Evet, öyledir, patlıcan bir kundaktır ve kızartması şeklinde de bir afete dönebilir! Her sene İstanbul’da, taşrada, hülasa ahşap evli memleketlerde acaba patlıcanın sebep olduğu hasarın derecesi nedir, hiç hesap edildi mi? İstanbul’un yarısını yakan yangınları, o Vefa, Şehzadebaşı, Aksaray, Beyazıt, Üsküdar ve sair yangınlarını, hele bir düşününüz,hep patlıcan mevsimine tesadüf etmiyor mu?… Meltem,zeytinyağı ve patlıcan bir arada birleştiler mi öyle bir “ittifakı müselles” aktederler ki Almanya ittifakının Avrupa’yı tutuşturup yakması gibi İstanbul’u her sene kül, kömür ederler! Ben patlıcan işportalarına baktıkça: “İşte binlerce kundak!” derim ve satıcılar mahalle içlerinde: “Ne âlâ dolmalık kemer patlıcanları!” nidasıyla gezerken: “Bu derece tehlikeli bir nesneden bu kadar suhuletle, hiçbir kayda tabi tutulmadan satılıyor!” diye kendi kendime sorarım ve kızarım. Barut, dinamit, silah ne ise patlıcan da odur, muzırdır, tehlikelidir! Onun icin bana kalırsa, ya patlıcanın memlekette yetiştirilmesini ve hariçten şehre girmesini men etmelidir veyahut da şöyle bir kararname ile satışını ve sarfını tahdit etmelidir:

Patlıcanın istihlaki hakkında kararnamedir:

Birinci madde:

“Patlıcanın serbest olarak satılması memnudur.”

İkinci madde:

“Patlıcan satacak olan esnaf, müşteriden polisçe musaddak bir kefaletname ve bir vesika talebine mecbur tutulur.”

Üçüncü madde:

“İşbu kefaletnamede müşteri, satın alacağı patlıcandan mütehassıl bilumum zarar ve ziyanı ita ve ifaya hazır bulunduğunu dermeyan edecek ve polis merkumun mutfağında taharriyat yapıp patlıcan kızartmasına baca ve binasının mütehammil olup olmadığını bir vesika ile bildirecektir.

Dördüncü madde:

“İşbu şartlar hilafında patlıcan alan veya satanlar hakkında müebbet kalebentlik cezası verilecektir.”

Beşinci madde:

“Polis müdüriyetinde beşinci şube unvanıyla bir patlıcan şubesi ihdas edilecek- ve bu şubeye merbut memurlar patlıcan mevsiminde mahalleleri devru teftiş ederek kızartma kokusu gelen her haneye duhule, vesika ve kefaletname talebine hakkı olacaktır.”

İşte, belki bu sayede patlıcan meselesi halledilmiş ve memleket de müthiş bir afetten kurtulmuş olabilir.

Patlıcan meselesi, görüyorsunuz, bir hayat, iktisat, siyaset meselesidir ve gazetelerde “mesele” unvanı altında bahsedilen meselelerin hepsinden daha mühim ve daha ciddidir!

19 Ağustos 1921

AKP iktidarı döneminde henüz Osmanlıca dersleri başlamadığı için, eski dildeki bazı kelimelerin karşılıklarını da yazdım. 

Patlıcan konusundaki keyfiyet budur.

Arz ederim.

 

mütenasip: orantılı
hadşinas: haddini bilir
ram etmek: boyun eğdirmek
serlevha: yazıbaşlığı, manşet
agâh: bilgili, haberdâr
şümul: kapsam
felah: kurtuluş, selamet
taalluk etme: ilgisi olma, bağı bulunma
mahuf: korkunç, tehlikeli
vaktaki: ne zaman ki
hanüman: ev, bark, ocak
ittifakı müselles: üçlü anlaşma
tahdit etmek: sınırlamak
istihlak: tüketim
musaddak: onaylanmış
mütehassıl: oluşan, ortaya çıkan
ita ve ifa: ödeme, yerine getirme
dermeyan etmek: ortaya koymak, açıklamak
merkum: adı geçen
taharriyat: aramalar, araştırmalar
mütehammil: dayanan, dayanıklı
hilaf: zıt, karşıt
ihdas etmek: kurmak
merbut: bağlı
duhul: giriş, içeri girme

Can Yücel yazdı, ben tefsir ettim: Kadın Dediğin

Kadın dediğin iyi sevişecek arkadaş. (Adam çok haklı)
Koyun gibi yatmayacak, kımıl kımıl olacak yatakta. (Ölü balıkla geçer mi hayat)
Aklını başından alacak ama, aklını sadece bununla yormayacak. (Hem seni bilecek, hem kendini)
Delireceksin ama delirmen hastalıktan olmayacak. (Abuk sabuk istekleriyle, kaprisleriyle delirtmeyecek)
Uzanıverdi mi yanına boylu boyunca, göğsünde atan kalbinin yerine koyacaksın kendini, ruhunu, herşeyini. (Bundan iyisi, şamda kayısı)
Aşksız yatmayacak yatağa ve sen bunu bileceksin. (Can kurban böylesine)
Kadın gibi kadın olacak kadın dediğin, çıtır çerez niyetine yemediğin. (Hele o ayıcıklı pijamayı giymeyecek arkadaş)
Bir gecelik değil, ömürlük olacak ömürlük. (Zaten ömrüne ömür katar böylesi, ömür törpüsü olanlara inat)
Yıllara rehaveti değil huzuru taşıyacak. (Diyojen gibi elde fenerle arıyoruz)
En seksi leydi olmayı da bilecek, hanım sultan olup sözünü geçirmeyi de. (Kadın olacak, feminen olacak, hanım olacak)
Cıvık konulara takılıp zaman tüketmeyecek, küfretmeyecek. (Yerine göre davranmasını bilecek)
Kadın dediğin ayıp nedir bilecek. (Ayıbın ayıp olmadığı yeri de bilecek)
Sıkboğaz edip seni yalancı durumuna düşürmeyecek.  (Arsız olmayacak)
Seni öyle bir tutacak ki arkadaş, sen bile şaşıracaksın öyle tutulduğuna. (Milli Piyango’da büyük ikramiye çıksa bu kadar sevinmem)
İki lafın başı, her tartışmada ayrılalım tehdidi savurmayacak. (Sabırlı olacak, mantıklı olacak, boşanma modasına uymayacak, yıkıcı değil, yapıcı olacak)
Sabırlı olacak ve asla gururuna dokunmayacak. (eh, sen de adam olup gururunu kıracak şeyler yapmayacaksın)
Tuzu az, şekeri çok gibi limiti olmayan prosedürlerle yemeklerle işi olmayacak. (Sofrada nazlı, vejeteryen, kaprisli de olmayacak. Yemeğin hakkını vererek yemesini de bilecek. Piyazı soğansız, işkembeyi sarımsaksız yemeyecek. Ağzının tadını da bilecek)
Şöyle pastırmalı kurufasülyenin yanına tereyağlı pilavı konduracak şüphesiz. (Her şeyin hakkını verecek arkadaş)
Salatasız oturmayacak yemeğe. (Görgü meselesi)
Temiz olacak herşeyden önce, mesela köfteyi mıncıklarken elleri. (Ya da eve geldiğinde alkol kokan bir kadını öpmeyeceksin. İçerse birlikte içecek)
Yahut pahalı parfümlerin sindiği, boyacı küpü gibi, her öptüğünde bulaşık bir tadın kaldığı bir kadını öpmeyeceksin. 
Buram buram aşka sarılacaksın arkadaş. (Bulduk da sarılmadık mı?)
Buram buram kadın kokacak kadın dediğin. (Usta yine haklı)
Kadın dediğin güzel olacak… Zeki olacak zeki. (Aptalı gerçekten çekilmiyor. Hele aptal olduğunun farkına varamayıp, kendini zeki sananlar…)
Seni bir hamur gibi karmasını da bilecek, o hamura kendini katmasını da… (Bu da tamamen zeki kadın işi)
Paranın güzelliğini bilecek ama ne parasızlığın ezikliğini ne de paranın kudurmuşluğunu yaşayacak. ( Seni 3 kuruşa satmayacak)
Değerlerini bir anlık hevesler uğruna terk etmeyecek. (Nesli tükenen kelaynaklar bile daha fazla sayıda)
Namussuzluğunu, ahlaksızlığını ancak ve ancak seni baştan çıkarırken kullanacak, (Şeytan ayrıntıda gizli. Bu da en önemli ayrıntı)
Yan gözle adam kesmeyecek, başka sevgili edinmeyecek. (Hayatta her şey karşılıklı, karşından beklediğini sen de yapmayacaksın)
Sarışın, renkli gözlü uzun bacaklı, beyaz tenli, ince bilekli dilber filan fasarya… ((Herkesin beğenisi farklı ama önce ruhu güzel olacak)
Kadın dediğin hatun olacak arkadaş, sözüne güvenilir olacak. (Güven zaten kaçınılmaz)
Bileceksin ki konuşulanlar burada kalır, kapıdan çıkmaz bir daha. (sıkı olacak.. önce ağzı)
Ağzı sıkı olacak kadın dediğin. (sırdaşın olacak, sırlarını sana karşı koz olarak kullanmayacak)
Sırrını tutacak ama gününü bekleyip kusmayacak..  (Güvendiğin dağlara kar yağınca acıtıyor fazlasıyla)
Para lazımcılardan, kürkçülerden, cep telefonu manyaklarından, dırdırcılardan, unutkanlıklarını senin üzerine atanlardan, 
Kendi yetersizliğini seni suçlayarak rahatlayanlardan, 
raf süslerinden, tehditkârlardan, kaçaklardan, kıkırdayanlardan, boş bakanlardan olmayacak.  (bu satırların altına imzamı atarım)
Saflığı, cahilliği, aptallığı oynamayacak, 
biraz ukala olabilir ancak sana rol yapmayacak. (masum olup kaşarı oynayan ama özünde hiç bir şey olmayanlar ile kaşar olup masumu oynayanlar da hiç çekilmiyor. Her kör satıcının bir kör alıcısı olduğu unutulmamalı)
Bir şeyi çok isterse ve inançları doğrultusunda yapacak.
En önemlisi kendini sevecek arkadaş, kendini sevmeyen kadından sana ne hayır gelir. (Kendini sevmeyen kadından bırak sevgiliyi, eşi, arkadaş bile olmaz… Sadece içini karartır)
Bir bakarsın ki yıllar sonra bu kadınla ne yatağa sığabiliyorsun, ne toprağa.
Koluna takıp gezmesini de bileceksin gururla, koynuna çekip sevişmesini de şehvetle. (Birlikte sokağa çıkamadığın kadınla yatağa da girmeyeceksin)
Analığını da bilecek, çocuklarından saygı görmeyi de, anaya babaya hürmet etmeyi de.(Sadece kendi ana babasına değil, seninkine de aynı saygıyı gösterecek)
Kadın kadın olacak be, seni sadece sen olduğun için, sensin diye sevecek. 
Parayla pulla, kariyerle, kimin ne dediğiyle, sınırlamayacak. (hele bu bölüm 2 kere 2= 4 kadar kesin, tartışılmaz)
Hem sevgilin, hem arkadaşın, hem annen, hem çocuğun olacak, bağrına basacaksın huzurla… 
Bileceksin ki evde ‘O’ kadın tarafından beklenmenin zevkini hiçbir zevk yaşatamaz sana.
Öyle bir kadın işte… (Aslında var böyle kadınlar… Bazen arar da bulamazsın, bazen bulur da kıymetini geç anlarsın, bazen kör yanına gelir, etrafındakini göremezsin)
Nerede öyle kadın , yoktur deme.
Sen de adam olacaksın, seçmesini bileceksin! (Bu da Can Baba’nın en büyük yanılgısı… Erkek seçen değil, seçilen, seçtiğini sanandır)

Maymun Dalaşı

Toplumun alışkanlıkları üzerine güzel bir deney:

Odaya bir merdiven, merdivenin üzerine bir muz koyarlar. Maymun muza ulaşmak için merdivenden her çıkmaya kalkıştığında üstüne yukarıdan su dökülür. Zavallıcık yukarı hiç çıkamaz.

Bir süre sonra odaya bir maymun daha koyarlar, yeni maymunumuz muzu almak için merdivenden çıkmaya kalkıştığında, ilk maymun yukarıdan su döküleceğini bildiği için, yeni gelen maymunu tartaklayarak durdurur.

Bir süre sonra odaya üçüncü bir maymun koyarlar, üçüncü maymun yukarı çıkmaya kalktığında ilk iki maymun onu döverler.

Odaya dördüncü bir maymun konup merdivene çıkmaya kalkıştığında ilk üç maymun onu bayağı bir döverler. İşin ilginç yanı, en çok da üçüncü maymun döver.

Sonra bir şey yaparlar: İlk iki maymunu odadan çıkarırlar. Artık o dayağın niye atıldığını bilen kimse yoktur odada.

Odaya bir maymun daha koyduklarında üçüncü ve dördüncü maymun yeni geleni feci şekilde döver, niçin dövdüklerini ise bilmezler.

İçimdeki Fırtına

7 Nisan Perşembe akşam üzeri… Arabada gidiyorum, radyo açık… Haberlerde ilk duyduğum kelimeler bir anda şok ediverdi… “Ünlü besteci, müzik adamı Melih Kibar bugün tedavi gördüğü hastanede hayatını kaybetti“… İnanmak istemedim önce..Sanki bir kaç yerden daha teyit almam gerekiyordu. Eski ortağım Cahit’i aradım hemen… O da şoka giriverdi… “Dönerim sana hemen” dedi ve 5 dakika sonra da döndü. Haber doğruydu.
Melih’in cenazesi 9 Nisan cumartesi günü kaldırıldı. Gidemedim. Adil Gültekin’in stüdyosunda Flormar çekimleri yapıyorduk. İş bitene kadar stüdyodan çıkmam mümkün değildi. Saat altı civarı işimiz bitti. Efkâr vardı içimde. Müşteri temsilcilerimiz Esra ve Müge, sanat yönetmenimiz Zeynep’le birlikte Çiçek Bar’a atıverdik kendimizi…Sakindi Çiçek Bar… Zaten daha yeni başlamıştı güne.. İskender Doğan’ın oğlu gitarıyla şarkılar söylerken biz de rakıları devirmeye başladık. Nokia telefonum elimde, can sıkıntısıyla oynuyordum… Rehberden Melih’in adını buldum… “bir daha sesini duyamayacağım ki dostum” deyip, siliverdim numarasını.. O anda İskender Doğan’ın oğlu şarkısını bitirdi: “Bugün çok büyük bir ustayı toprağa verdik” dedi… “Belki aranızda yakın dostları, onu tanıyanlar vardır… Onu hep beraber analım” diye bir anons yapınca mikrofonu elime aldım. Melih’in bir toplantı sırasında bize anlattığı, daha sonra da Can Dündar’ın Yüzyılın Aşkları belgeselinde yer verdiği öyküsünü anlatmaya başladım

Melih ve Çiğdem, aşklarının ve şöhretlerinin doruklarında gezerlerken, Melih kimya mühendisliği master’ı yapmak için Londra’ya gitmek ister. Çiğdem, kazandığı paranın bir kısmını Melih’e verir. 4 Ekim günü Melih ve babası Sami amca uçağa atlayıp Londra’ya giderler. O gün çok şiddetli bir okyanus fırtınası esmektedir. Melih’in kalacağı evin panjurları şiddetle çarpmakta, ağaçlar uğuldamakta, elektrikler gidip gelmektedir. Melih evdeki odasından koridora çıkar, karanlıkta bir cisme çarpar. Bu koridora konmuş duvar tipi bir piyanodur. Piyanoda o anki duygularını yansıtan melodiyi çalmaya başlar. Sonra odasına gider, bavulundaki kayıt cihazını alır ve aynı parçayı kasete kaydeder. Ertesi gün de, Türkiye’ye dönecek olan Sami amcaya, Çiğdem’e ulaştırılmak üzere kasedi verir.

Çiğdem, hangi koşullar ve duygular altında bestelendiğini bilmediği melodiyi dinler ve söz yazmaya başlar :

gün ağarırken, tek başıma oturmuşsam
henüz daha gözlerimi bir an bile yummamışsam
sen yoksan yine, bense yorgun ve yalnızsam
hele bir de, bir de canım hasretine kapılmışsam
ve gözümde tütüyorsan buram buram

işte o an bir fırtına kopar
sanki o an yer yerinden oynar
hoyrat bir rüzgar eserken,
sallanan gemi misali
sallanır durur içimde dünya

son ışıkları sönüyorsa sokakların
yeni bir gün giriyorsa penceremden yavaş yavaş
sen yoksan yine, bense suskun ve bitkinsem
hele bir de bir kadehin gölgesine sığınmışsam
ve yılların hesabını şaşırmışsam

işte o an bir fırtına kopar
sanki o an yer yerinden oynar
külrengi bir akşam vakti
kaybolan renkler gibi
kaybolur gider gözümde dünya

işte o an bir fırtına kopar
sanki o an yer yerinden oynar
bir koca çınar dalından
savrulan yaprak misali
savrulur gider güzelim dünya

Sonra bu sözleri bir mektupla Melih’e ulaştırır. İki sevgili, binlerce kilometre uzakta aynı anda, aynı duyguları yaşamıştır.

Ben bu hikayenin sonunu anlatırken, boğazımdan hıçkırıklar yükseliyordu. Bir an dönüp Çiçek Bar’ın müdavimlerine baktım… Herkes ağlıyordu…

Kaz uçuşunun sırrı

“Gelecek sonbaharda, ‘V’ oluşturarak kış mevsimi için güneye giden kazları gördüğünüzde, o şekilde uçmalarının nedenini düşünebilirsiniz; bilim bunu keşfetmiştir: Her kuş, kanatlannı çırparken, kendini izleyen kuşu yükselten bir güç yaratır.

Tüm sürü ‘V‘ şeklinde uçarak, kuşların ayrı ayrı uçacağı duruma göre % 71 daha hızlı uçar. Ortak bir yön ve birlik duygusunu paylaşan kişiler hedeflerine daha çabuk ve kolay ulaşabilirler, çünkü birbirlerinin kaldırma kuvveti üzerinde yükselmektedir. Bir kaz bu grubun dışına çıkarsa, yalnız yol almanın sürtünme kuvvetini hemen hisseder ve öndeki kuşların kaldırma kuvvetinden yararlanmak için hızlıca oluşuma döner. Kazlar gibi biz de aynı doğrultuya yöneldiğimiz kişilerle birlik olup en uygun grubu yaratırsak -ayrıca, onların yardımına açık ve yardım etmeye istekli olursak- başarı olasılığımız artar. Öncü kaz yorulduğunda yerini başka bir kaza bırakarak gruba geri katılır. Zorlu işlerde nöbetleşe çalışmak yararlıdır. Kazlar gibi insanlar da birbirine bağımlıdır. Arkadaki kazlar hızlarını yüksek tutmaları için öndekilere seslenerek onları yüreklendirir. Bizim de arkadan seslenmemizin yüreklendirme niteliğinde olması gerekir; başka bir şey değil…

Son olarak, bir kaz hastalanır ya da insanların tüfekleriyle vurulup oluşumdan çıkıp yere düşerse, iki kaz daha ayrılır, yanına gelir, yardım ve koruma sağlar. Düşen kaz yeniden uçabilene ya da ölene dek yanında kalırlar. Ancak o zaman tek başlanna uçmaya başlar ya da başka bir gruba katılırlar. Biz de kazların duygu ve anlayışına sahip olursak, hem güçlü olduğumuz zamanlar hem kara günlerde birbirimize destek olabiliriz.”


Milton Olson

Ben Aşkı Teyzemden Öğrendim

Teyze dediğime bakmayın, aslında annemin teyzesidir Necla Teyze… Annemle yaşıt olduğu için teyze demeye dilimiz alışmış. Anneannem, Selanik müdd-i umumisi Halil Kamil beyle Ayşe Hanım’ın kızları… Balkan savaşı ve mübadele yıllarında Selanik’ten Osmanlı topraklarına göçe tabi tutuluyorlar. Seride teyze ve anneannem Behire henüz küçükler. 1905 doğumlu anneannem 7 yaşında, Seride teyze ise birkaç yaş daha büyük… Önce Edirne’de kalıyorlar birkaç yıl… Orada Suat dayı doğuyor. Ayşe hanımın ölümü üzerine büyük dedem Halil Kamil Bey, Pakize Hanım’la ikinci evliliğini yapıyor. Ondan da Arslan Dayım ve Necla Teyzem doğuyor.

Sonra İstanbul’a göç ediyorlar. O sırada anneannem gelinlik kız olmuş. Anneannemi gümrükçü Püfpüf Nuri Bey ile Fatma Hanım’ın oğulları, postanede tefrik memuru olarak çalışan Yusuf Edip’le baş göz ediyorlar. Anneannemin kayınpederine Püfpüf lakabının verilmesi titizliğinden… Resimlerini görmüştüm… Bıyıklarının ucu kıvrık, Fransız monşer edalı, kruvaze ceketler giyen, aslan gibi yakışıklı bir adam… Ceketinin vatkalı omuzlarına toz kondukça, döner üflermiş… Bunu da sıkça yapınca, adı Püfpüf Nuri bey olarak kalmış…

Anneannem, evlilikten kısa bir süre sonra anneme hamile kaldığında, Pakize Hanım da Necla teyzeme hamile kalıvermiş… Araları pek bir kısadır… Annemle neredeyse birlikte büyüdükleri için biz ona Teyze derdik…

Teyzem hep güzel bir kadındı… Doğal sarışın, mavi gözlü… Tam can yakan cinsten… Mahallenin bütün gençleri ona abayı yakarmış… Hele bir tanesi, nahiye müdürünün oğlu Turgut ciddi sevdalanmış. Teyzemin verdiği siyah beyaz fotoğrafı koynunda saklar, yalnız kaldığı her an çıkarıp ona bakar, saatlerce hayranlıkla seyredermiş. Teyzem henüz 14 yaşında, Turgut da Karagümrük Fethiyespor’da top peşinde olduğu için evliliklerine izin verilmemiş…

Sonra esmer yakışıklı bir genç girmiş teyzemin hayatına. Adı Nedim. Demiryollarında hareket memuru. İşi gücü olduğu için aileye damat olarak kabul etmişler Nedim Enişte’yi… Tayinle bir çok yere gitmişler, istasyon istasyon dolaşmışlar… 1950-68 yıllarnı arasında teyzemin bir çok hamileliği, yaşayan 5 de çocuğu olmuş. Üç kız, iki de erkek… Anne güzel, baba da çok yakışıklı olunca taşbebek gibi kızlar, sırım gibi oğlanlar doğuvermiş…

Biz 1969-70 gibi bir yılda yeniden karşılaştık teyzemlerle.. Kazlıçeşme tren istasyonun hareket baş memuru olmuştu Nedim Enişte… Oradaki bir lojmana taşınmışlardı. Kızların en büyüğü Nedret, ticaret lisesini bitirmiş, bir büroda muhasebeci olarak çalışmaya başlamıştı. Necdet ağabey İktisadi Ticari İlimler Akademisi’nde öğrenciydi… Bir su damlası duruluğundaki Neşet ve Nilgün henüz 15-16 yaşlarındaydılar. Aybars ise yeni doğmuş bir bebekti…

Aile bağları yeniden kurulunca, biz teyzemlerle sıkça gidip gelmeye başladık. Bu arada Nedret, çalışmaya başladığı bürodaki müdürüne aşık oluverdi. Kendinden 25-30 yaş büyük Sıtkı Bey, bir evlilik yapmış, çoluk çocuk sahibiydi. Gönül ferman dinlemedi, aşka saygı duyan teyzem de karşı gelmedi ve nişanlayıverdiler 20 yaşında Nedret’i… Sonra da evlendirdiler.. Ama birkaç yıl sonra, bebekleri henüz küçücükken Sıtkı bey bir kalp kriziyle gidiverdi…

Bu arada 1970 gibi bir tarihte, teyzemleri Çiftehavuzlar’a taşıyıverdik… Kızlar gün geçtikçe daha da dikkat çekici hale geliyorlardı, artık Kazlıçeşme’de oturamazlardı.

Bu arada Neşet, Yalçın isimli bir delikanlıya kalbini kaptırıverdi. O da çok yakışıklı bir gençti. 1971’i 72’ye bağlayan gece nişanlanıverdiler. 29 Şubat 1972 günü de evleneceklerdi. “Aşkımız hiç eskimesin diye biz 4 yılda bir kutlayacağız, o yüzden bugünü seçtik” diyorlardı. Kapağında ikisinin siyah beyaz resimlerinin yer aldığı bir davetiye yaptırmışlardı… “Evlenmek mecburiyetindeyiz” yazıyordu kapakta, içini açınca da “çünkü birbirimizi çok seviyoruz” diye devam ediyordu…

Göztepe İkinci Orta Sokak’ta küçük bir ev tutmuşlardı… Keyifle dayayıp döşüyorlardı… Nikaha birkaç gün kala, perdeciyi beklerken, eve dönüşleri gecikince Nedim Enişte çok sinirlenmiş. Yalçın ve Neşet’i evden kovmuş… “Zaten birkaç gün sonra evleniyoruz, biz de gider evimizde kalırız” demiş genç sevgililer ve gitmişler.

28 Şubat gecesi yattığım yerde annem uyandırdı beni… “Kalk” dedi… “Neşet’le Yalçın ölmüşler”… Yerimden fırlayarak uyandım…

Nikâhtan önceki gece Neşet küvete girmiş yıkanırken, Yalçın da aynanın karşısında traş oluyormuş. Şofbenin bağlı olduğu kör bacadan geri dönen karbonmonoksit gazının zehrini hissetmemişler bile. Neşet oturmalı küvette, elinde duş başlığıyla kalakalmış… Yalçınsa yüzünün bir kısmı sabunlu, aynanın karşısında… Yerde…

Teyzem cevval kadındı… O gece “ senin yüzünden oldu” deyip, enişteyi evden kovmuş. Sabaha kadar ailede görev paylaşımı yapıldı. Bir kısmımız ertesi gün yapılacak nikah töreni öncesi gelecek konuklara durumu anlatmak üzere Kadıköy Evlendirme Dairesi’ne gittik. Nikah memurlarına durumu anlattık.

Onlar ruhen ve bedenen zaten karı koca olmuşlardı, bari öbür dünyada yanyana yatsınlar” diyen teyzemse, acısını yüreğine gömüp, kabristanda yer bulma işini üstlenmişti.

Hafızalar zorlandığında, annemin ve teyzemin mahalle arkadaşları, nahiye müdürünün büyük oğlu Adnan gelmiş akıllarına. Adnan, o zaman Mezarlıklar Müdürü… Yıllar sonra teyzemi, bu kadar acılı bir durumda gören Adnan, hemen teyzemi makamına almış, oturtmuş, işlemleri hallederken, sohbet etmeye başlamışlar.. Teyzem Adnan’a kardeşi Turgut’u soruvermiş… “Şimdi ne yapıyor Turgut?” diye… “O da buraya gelmek üzere” diye yanıt vermiş Adnan… “Birlikte bir yere gidecektik”…

O sırada kapı açılmış ve içeri Turgut girivermiş… Türk filmi gibi bir sürpriz… Önce teyzem orada bulunma sebebini gözyaşları içerisinde anlatmış… Sonra ilk aşkına dönüp sormuş : “Sen ne yaptın Turgut, evlendin mi, çoluk, çocuk var mı?…

Turgut, elini cüzdanına atıp, teyzemin ona 14 yaşındayken verdiği resmi çıkarmış… “Senden sonra kimseyi sevemedim ki sultanım” diyerek…

O gün, soğuk 29 Şubat günü Kadıköy Evlendirme Dairesi’ne gelenler hayatlarının şokunu yaşadılar… Nikah saati geldiğinde salonda bekleşen konuklar, nikah memurunu görünce ayağa kalkmışlardı.. Eline mikrofonu alan nikah memuru “Ben bu nikahi kıyamayacağım çünkü ikisini de kaybettik” derken, gözyaşları içerisindeydi… Kadıköy Evlendirme dairesine nikah kıyafetiyle gelenler, oradan çıkıp Karacaahmet’teki cenaze törenine katıldılar.

Kısa bir süre sonra teyzem Nedim Enişte’den boşandı ve Turgut ağabeyle evlendi. Bir gün olsun, biz Turgut ağabey’in ağzından “Neclacım, canım, sultanım” dışında bir kelime duymadık…

Teyzemin çilesi bitmemişti üstelik… Necdet ağabey Polatlı Topçu Okulu’nda yedeksubay olarak görev yaparken, orada tanıştığı bir kıza gönül vermişti. Askerliği bitince o kızla evlendi… Bir oğlu bir kızı oldu o evlilikten ama mutsuzdu… Kendi de karısı da… Necdet ağabey, alkole sığındı her geçen gün… Karısı da yalnızlıkla başedemiyordu. Bir gün Üsküdar iskelesinin yanından kendini Boğazın sularına bırakıvermiş… Olayı görüp yetişenler denizden çıkarana kadar ölmüş bile… Teyzem torunlarına annelik de etmeye başlamıştı. Bu arada daha da fazla içmeye başlayan Necdet ağabey, ağır alkollü olarak döndüğü Üsküdar’daki evinin merdivenlerini tırmanırken, elektrikler kesilivermiş ve ayağı basamaklara takılıp aşağıya yuvarlanmış… Beyin kanamasından orada, genç yaşta ölüverdi Necdet ağabey…

Hem annesiz, hem de babasız kalan torunlarını büyütebilmek için çırpındı teyzem… Evini sattı, şehir değiştirdi, daha küçük yaşamlar yaşamaya başladılar… Turgut ağabey teyzeme hep “sultanım” dedi, teyzem de ikinci evliliğinde bulduğu mutluluğu, onca acıya rağmen hiç göz ardı etmedi…

Teyzem iki yıl önce öldü… Turgut ağabey ise yaşıyor… Eminim ki, onlar bu sevginin devamını başka bir boyutta mutlaka yaşayacaklar…

Bense, aşkı da, acı çekmeyi de teyzemden öğrendim…

Not : Bu öyküdeki kişiler, yerler ve olaylar tamamen gerçektir.

1 Nisan’da Oltaya Gelmeyin

Bugün 1 Nisan. Bizim millet yine aslını bilmeden, kulaktan dolma bilgilerle 1 Nisan şakası yapacak. Okullarda öğrenciler birbirlerine ergen şakaları, radyolarda programcılar aynı tür esprileri bininci kez ısıtarak telefon şakaları yapacaklar. Facebook’ta birbirini kandırmaca geyikleri dönecek.

Oysa işin kökeni çok farklı. 1564 yılında Fransa kralı IX. Charles, yıl başlangıcını Ocak ayının 1. gününe aldı. Daha önce Avrupa’da yaygın olan yıl başlangıcı 25 Mart‘tı. O zamandaki iletişim şartlarıyla Charles’in bu kararı fazla yayılmadı. Duyanlar ise protesto amaçlı eski adetlerine devam ettiler. 1 Nisan’da partiler düzenlediler. Diğerleri ise onları Nisan Aptalları olarak nitelendirdiler. 1 Nisan’a “aptallar günü” adını verdiler. Bu günde herkese sürpriz hediyeler verdiler, gerçek olmayan haberler ürettiler. Yıllar sonra Ocak ayının yılın ilk ayı olmasına alışılınca, Fransızlar 1 Nisan gününü kültürlerinin bir parçası görerek devam ettirdiler. Oradan da bütün dünyaya bir şaka günü olarak yayıldı.

Nisan1

Nisan 1 şakası hakkında farklı kültür , inanç ve dillerde efsaneler bulunmaktadır.

  • Fransa (Poisson d’avril – Nisan Balığı) : 1 Nisan’ı yılbaşı kabul edenlere  “Nisan Balığı” adı verilir
  • İngiltere – April Fools’ Day – Nisan Aptallar Günü
  • İskoçya – Gowk veya Cuckoo günü

Nisan 1 veya Nisan Balığı, Hollanda, Belçika, Kanada, ABD, İsviçre, Japonya dahil dünyanın pek çok yerinde tanınmaktadır. Nisan 1 ile ilgili başka bir efsane de Pagan kültüründe 1 Nisan’da kutlanan Fous (deliler) bayramıdır. Antik Roma’da Hilarya adıyla benzer bir bayram da kutlanmaktadır. Hindistan’da ise bu bayram 31 Mart’ta Holi adıyla kutlanmaktadır.

Siz işin aslını bilin, sizi cahil deli yerine koymalarına izin vermeyin.

Babamın Hayat Felsefesi

Babam öleli 17 yıl oldu. Evdeki arşivi temizlerken, çok ilginç notlara, yazılara rastlıyorum. Bu da onlardan biri. Adı Hayat Felsefesi. Yazarı kimdir bilmiyorum, babama ait olmadığını sanıyorum. İnternette arattım, kaynak bulamadım… Ama içindeki düstura da babamın tıpatıp uyduğunu biliyorum. Babam Tekirdağ doğumlu. İlk işe başladığı yer de Tekirdağ Şarap Fabrikası… Bu yazının görselinin de babama uyması lazımdı…
 —

Hayat Felsefesi

Her akşam içki içtim keyfimden, kederimden
Bazen dostlara sundum, bazen dostlar elinden
Ne öksüzü ağlattım, ne masumu inlettim
Ne ırza, namusa, ne de kitaba küfrettim.
Kararımı aşmadım, içki haram demedim
Bile bile kimsenin hakkını da yemedim
Bir parça neşe buldum, biraz efkâr dağıttım
Hem biraz hayal kurdum, hem kendimi avuttum
Karaborsa yapmadım, hileli yola sapmadım
Yüzüne dost görünüp de, arkasından atmadım
Kuluna köle oldum, kuluna kul olmadım
Kaldım ayak altında, gene de pul olmadım

Günahlarımı saydım, sevabı kaybetmedim
Her naneyi yeyip de, cenneti düşlemedim
Evet Hoca Efendi, işte böyle vaziyet
Benim için üzülme, kendin için dua et

 

 

 

 

Tanrı Neden Doçent Olamadı?

1. Tek bir orijinal yayını vardı.
2. İngilizce değildi.
3. Yayında hiçbir referans yoktu.
4. Yayını hakemli bir dergide yayınlanmamıştı.
5. Yayının ona ait olduğundan şüphe edenler bile bulunmaktadır.
6. Dünyayı yaratmış olabilir, fakat o zamandan beri ne yaptı?
7. Elde ettiği sonuçları bilim dünyası ondan bağımsız tekrarlamada zorlandı. Koyunlar çabuk yaşlanıp öldüler.
8. İnsanları deney malzemesi olarak kullanma konusunda etik komisyonundan izin almadı. Malpraktis yasası ise umurunda bile değildi.
9. Deneylerinden biri iyi sonuç vermeyince, deneye katılanları suda boğdu.
10. Derse hiç gelmedi. Sadece öğrencilerine gönderdiği kitaplarını okumalarını söyledi.
11. Bazı rivayetlere göre kendi oğluna ders verdirdi.
12. İlk iki öğrencisini, çok fazla öğrendiler diye okuldan attı.
13. Öğrencilerinin çoğu sınavlarından geçemedi.
14. Kendisiyle görüşülebilecek saatler düzensizdi ve görüşmeleri için genellikle dağ başında randevu veriyordu.

Cehennemin Dibi

cialis reviews cialis sample viagra pill viagra for sale daily cialis cialis pills women viagra generic cialis at walmart liquid cialis pfizer viagra coupons viagra price cialis coupons from manufacturer canada cialis viagra online free cialis buy viagra online viagra viagra generic cialis coupons printable viagra coupons from pfizer cialis daily wholesale cialis viagra canada viagra without a doctor prescription usa does viagra work viagra vs cialis how much does viagra cost cialis 20mg cialis website cialis pharmacy prices cialis or viagra cialis for women cialis 20mg directions viagra viagra prices generic viagra 100mg viagra ingredients cialis canada price cialis viagra without prescription is viagra funded by government viagra dosage cilias how does cialis work viagra costs cialis alternative cialis voucher how to take cialis viagra coupons 75 off viagra 100mg price walmart generic cialis tadalafil cialis 20 mg cialis patent expiration discount viagra cialis generic cialis coupon cialis professional viagra pills cealis walgreens viagra substitute healthy man viagra levitra vs viagra stendra vs viagra cheap cialis trial viagra sample over the counter viagra cialis cost does the government fund viagra cialis savings card viagra from canada cialis coupon 20 mg cialis discount cost of viagra cialis for bph viagra sex viagra patent expiration erectile dysfunction cialis cialis dosage recommendations generic viagra buy viagra online cialis 5mg cialis 5 mg side effects of viagra sex viagra for women viagra coupons viagra prices without insurance canadian viagra viagra samples cialis coupons 2017 is viagra government funded in america viagra single packs cialis from canada cialis prices viagra alternatives discount cialis cialis pills for sale cialis effects buy cialis viagra government funded viagra porn viagra single packs cost is viagra federally funded cialis cheap cialis for sale viagra dose viagra side effects natural viagra alternatives that work online cialis cialis online viagra pills for sale what does viagra do viagra from amazon generic cialis cialis 30 day sample buy cialis online cialis 10 mg viagra pharmacy cialis patent expiration date extended otc viagra canadian cialis canada viagra non prescribed viagra cialis samples cyalis viamedic cialis generic viagra available in usa where to buy viagra cialis coupons viagra cost what is viagra cialis otc is viagra government funded viagra government funding cialis vs viagra viagra savings offer cialis copay card how much does cialis cost how long does viagra last viagra substitute cialis vs viagra cialis dosage cialis on line viagra for women side effects of cialis viagra coupon viagra best price cvs pharmacy viagra coupons viagra on line utilisation viagra viagra girls how does viagra work inexpensive viagra pills cheap viagra 200 cialis coupon sildenafil vs viagra lowest cialis prices cialis price viagra vs cialis herbal viagra cialis side effects viagra vs cialis vs levitra cost of cialis cialis free trial cialis 5mg daily viagra 100mg tablets retail price when will cialis go generic cialis tadalafil viagra activate what is cialis generic for cialis cialis for daily use cialis 30 day trial coupon cialis or viagra cialis cialis canadian pharmacy best price viagra cialis generic availability is viagra covered by insurance female viagra order online viagra generic for viagra sophia viagra cialis without a doctor’s prescription cialis for men cialis coupon print cialis patent expiration 2017 viagra cialis viagra on line no prec pfizer viagra natural viagra viagra without a doctor prescription free viagra cialis medication cialis pricing female viagra pills revatio vs viagra cialis generic tadalafil cialis testimonials cialis trial cialis dosage strengths cialis samples overnight cialas

Thi mati pestus matius nexus lookent