Ben Aşkı Teyzemden Öğrendim

Teyze dediğime bakmayın, aslında annemin teyzesidir Necla Teyze… Annemle yaşıt olduğu için teyze demeye dilimiz alışmış. Anneannem, Selanik müdd-i umumisi Halil Kamil beyle Ayşe Hanım’ın kızları… Balkan savaşı ve mübadele yıllarında Selanik’ten Osmanlı topraklarına göçe tabi tutuluyorlar. Seride teyze ve anneannem Behire henüz küçükler. 1905 doğumlu anneannem 7 yaşında, Seride teyze ise birkaç yaş daha büyük… Önce Edirne’de kalıyorlar birkaç yıl… Orada Suat dayı doğuyor. Ayşe hanımın ölümü üzerine büyük dedem Halil Kamil Bey, Pakize Hanım’la ikinci evliliğini yapıyor. Ondan da Arslan Dayım ve Necla Teyzem doğuyor.

Sonra İstanbul’a göç ediyorlar. O sırada anneannem gelinlik kız olmuş. Anneannemi gümrükçü Püfpüf Nuri Bey ile Fatma Hanım’ın oğulları, postanede tefrik memuru olarak çalışan Yusuf Edip’le baş göz ediyorlar. Anneannemin kayınpederine Püfpüf lakabının verilmesi titizliğinden… Resimlerini görmüştüm… Bıyıklarının ucu kıvrık, Fransız monşer edalı, kruvaze ceketler giyen, aslan gibi yakışıklı bir adam… Ceketinin vatkalı omuzlarına toz kondukça, döner üflermiş… Bunu da sıkça yapınca, adı Püfpüf Nuri bey olarak kalmış…

Anneannem, evlilikten kısa bir süre sonra anneme hamile kaldığında, Pakize Hanım da Necla teyzeme hamile kalıvermiş… Araları pek bir kısadır… Annemle neredeyse birlikte büyüdükleri için biz ona Teyze derdik…

Teyzem hep güzel bir kadındı… Doğal sarışın, mavi gözlü… Tam can yakan cinsten… Mahallenin bütün gençleri ona abayı yakarmış… Hele bir tanesi, nahiye müdürünün oğlu Turgut ciddi sevdalanmış. Teyzemin verdiği siyah beyaz fotoğrafı koynunda saklar, yalnız kaldığı her an çıkarıp ona bakar, saatlerce hayranlıkla seyredermiş. Teyzem henüz 14 yaşında, Turgut da Karagümrük Fethiyespor’da top peşinde olduğu için evliliklerine izin verilmemiş…

Sonra esmer yakışıklı bir genç girmiş teyzemin hayatına. Adı Nedim. Demiryollarında hareket memuru. İşi gücü olduğu için aileye damat olarak kabul etmişler Nedim Enişte’yi… Tayinle bir çok yere gitmişler, istasyon istasyon dolaşmışlar… 1950-68 yıllarnı arasında teyzemin bir çok hamileliği, yaşayan 5 de çocuğu olmuş. Üç kız, iki de erkek… Anne güzel, baba da çok yakışıklı olunca taşbebek gibi kızlar, sırım gibi oğlanlar doğuvermiş…

Biz 1969-70 gibi bir yılda yeniden karşılaştık teyzemlerle.. Kazlıçeşme tren istasyonun hareket baş memuru olmuştu Nedim Enişte… Oradaki bir lojmana taşınmışlardı. Kızların en büyüğü Nedret, ticaret lisesini bitirmiş, bir büroda muhasebeci olarak çalışmaya başlamıştı. Necdet ağabey İktisadi Ticari İlimler Akademisi’nde öğrenciydi… Bir su damlası duruluğundaki Neşet ve Nilgün henüz 15-16 yaşlarındaydılar. Aybars ise yeni doğmuş bir bebekti…

Aile bağları yeniden kurulunca, biz teyzemlerle sıkça gidip gelmeye başladık. Bu arada Nedret, çalışmaya başladığı bürodaki müdürüne aşık oluverdi. Kendinden 25-30 yaş büyük Sıtkı Bey, bir evlilik yapmış, çoluk çocuk sahibiydi. Gönül ferman dinlemedi, aşka saygı duyan teyzem de karşı gelmedi ve nişanlayıverdiler 20 yaşında Nedret’i… Sonra da evlendirdiler.. Ama birkaç yıl sonra, bebekleri henüz küçücükken Sıtkı bey bir kalp kriziyle gidiverdi…

Bu arada 1970 gibi bir tarihte, teyzemleri Çiftehavuzlar’a taşıyıverdik… Kızlar gün geçtikçe daha da dikkat çekici hale geliyorlardı, artık Kazlıçeşme’de oturamazlardı.

Bu arada Neşet, Yalçın isimli bir delikanlıya kalbini kaptırıverdi. O da çok yakışıklı bir gençti. 1971’i 72’ye bağlayan gece nişanlanıverdiler. 29 Şubat 1972 günü de evleneceklerdi. “Aşkımız hiç eskimesin diye biz 4 yılda bir kutlayacağız, o yüzden bugünü seçtik” diyorlardı. Kapağında ikisinin siyah beyaz resimlerinin yer aldığı bir davetiye yaptırmışlardı… “Evlenmek mecburiyetindeyiz” yazıyordu kapakta, içini açınca da “çünkü birbirimizi çok seviyoruz” diye devam ediyordu…

Göztepe İkinci Orta Sokak’ta küçük bir ev tutmuşlardı… Keyifle dayayıp döşüyorlardı… Nikaha birkaç gün kala, perdeciyi beklerken, eve dönüşleri gecikince Nedim Enişte çok sinirlenmiş. Yalçın ve Neşet’i evden kovmuş… “Zaten birkaç gün sonra evleniyoruz, biz de gider evimizde kalırız” demiş genç sevgililer ve gitmişler.

28 Şubat gecesi yattığım yerde annem uyandırdı beni… “Kalk” dedi… “Neşet’le Yalçın ölmüşler”… Yerimden fırlayarak uyandım…

Nikâhtan önceki gece Neşet küvete girmiş yıkanırken, Yalçın da aynanın karşısında traş oluyormuş. Şofbenin bağlı olduğu kör bacadan geri dönen karbonmonoksit gazının zehrini hissetmemişler bile. Neşet oturmalı küvette, elinde duş başlığıyla kalakalmış… Yalçınsa yüzünün bir kısmı sabunlu, aynanın karşısında… Yerde…

Teyzem cevval kadındı… O gece “ senin yüzünden oldu” deyip, enişteyi evden kovmuş. Sabaha kadar ailede görev paylaşımı yapıldı. Bir kısmımız ertesi gün yapılacak nikah töreni öncesi gelecek konuklara durumu anlatmak üzere Kadıköy Evlendirme Dairesi’ne gittik. Nikah memurlarına durumu anlattık.

Onlar ruhen ve bedenen zaten karı koca olmuşlardı, bari öbür dünyada yanyana yatsınlar” diyen teyzemse, acısını yüreğine gömüp, kabristanda yer bulma işini üstlenmişti.

Hafızalar zorlandığında, annemin ve teyzemin mahalle arkadaşları, nahiye müdürünün büyük oğlu Adnan gelmiş akıllarına. Adnan, o zaman Mezarlıklar Müdürü… Yıllar sonra teyzemi, bu kadar acılı bir durumda gören Adnan, hemen teyzemi makamına almış, oturtmuş, işlemleri hallederken, sohbet etmeye başlamışlar.. Teyzem Adnan’a kardeşi Turgut’u soruvermiş… “Şimdi ne yapıyor Turgut?” diye… “O da buraya gelmek üzere” diye yanıt vermiş Adnan… “Birlikte bir yere gidecektik”…

O sırada kapı açılmış ve içeri Turgut girivermiş… Türk filmi gibi bir sürpriz… Önce teyzem orada bulunma sebebini gözyaşları içerisinde anlatmış… Sonra ilk aşkına dönüp sormuş : “Sen ne yaptın Turgut, evlendin mi, çoluk, çocuk var mı?…

Turgut, elini cüzdanına atıp, teyzemin ona 14 yaşındayken verdiği resmi çıkarmış… “Senden sonra kimseyi sevemedim ki sultanım” diyerek…

O gün, soğuk 29 Şubat günü Kadıköy Evlendirme Dairesi’ne gelenler hayatlarının şokunu yaşadılar… Nikah saati geldiğinde salonda bekleşen konuklar, nikah memurunu görünce ayağa kalkmışlardı.. Eline mikrofonu alan nikah memuru “Ben bu nikahi kıyamayacağım çünkü ikisini de kaybettik” derken, gözyaşları içerisindeydi… Kadıköy Evlendirme dairesine nikah kıyafetiyle gelenler, oradan çıkıp Karacaahmet’teki cenaze törenine katıldılar.

Kısa bir süre sonra teyzem Nedim Enişte’den boşandı ve Turgut ağabeyle evlendi. Bir gün olsun, biz Turgut ağabey’in ağzından “Neclacım, canım, sultanım” dışında bir kelime duymadık…

Teyzemin çilesi bitmemişti üstelik… Necdet ağabey Polatlı Topçu Okulu’nda yedeksubay olarak görev yaparken, orada tanıştığı bir kıza gönül vermişti. Askerliği bitince o kızla evlendi… Bir oğlu bir kızı oldu o evlilikten ama mutsuzdu… Kendi de karısı da… Necdet ağabey, alkole sığındı her geçen gün… Karısı da yalnızlıkla başedemiyordu. Bir gün Üsküdar iskelesinin yanından kendini Boğazın sularına bırakıvermiş… Olayı görüp yetişenler denizden çıkarana kadar ölmüş bile… Teyzem torunlarına annelik de etmeye başlamıştı. Bu arada daha da fazla içmeye başlayan Necdet ağabey, ağır alkollü olarak döndüğü Üsküdar’daki evinin merdivenlerini tırmanırken, elektrikler kesilivermiş ve ayağı basamaklara takılıp aşağıya yuvarlanmış… Beyin kanamasından orada, genç yaşta ölüverdi Necdet ağabey…

Hem annesiz, hem de babasız kalan torunlarını büyütebilmek için çırpındı teyzem… Evini sattı, şehir değiştirdi, daha küçük yaşamlar yaşamaya başladılar… Turgut ağabey teyzeme hep “sultanım” dedi, teyzem de ikinci evliliğinde bulduğu mutluluğu, onca acıya rağmen hiç göz ardı etmedi…

Teyzem iki yıl önce öldü… Turgut ağabey ise yaşıyor… Eminim ki, onlar bu sevginin devamını başka bir boyutta mutlaka yaşayacaklar…

Bense, aşkı da, acı çekmeyi de teyzemden öğrendim…

Not : Bu öyküdeki kişiler, yerler ve olaylar tamamen gerçektir.

“Ben Aşkı Teyzemden Öğrendim” üzerine 2 düşünce

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir