Patlıcan Mevzuunun Siyasi Tarihi

Bugün, Yılmaz Özdil Sözcü’deki köşe yazısında “Patlıcan” başlıklı bir yazı yazmış.

Milletçe bayılırız patlıcana.
Türlü çeşit yemeği olur.
Lezzet şölenidir.
Yazarken bile insanın ağzı sulanıyor.
Parmaklarını yersin.
Ama, parmaklarını yediğinle kalırsın.
Vücuduna zerre faydası olmaz.
Besin değeri fakirdir.
Vitamini sıfıra yakındır.
Üstelik…
Çocuklara asla tavsiye edilmez.
Çünkü, nikotin içerir.
Uyuşturur.
*
Oruçlu oruçlu canınızı çektirmek istemem ama, koalisyon pazarlıkları patlıcan’dır.
*
Akp mesela…
Seçim sandıkları açıldı.
İmambayıldı!
*
Chp’yle Mhp, musakkacı.
Vay efendim, imambayıldı’da kıyma yokmuş, bu iş zeytinyağlı olmazmış, hükümet dediğin hiç olmazsa karnıyarık olmalıymış filan.
*
Hdp, oturtma.
Oslo’da oturttu.
İmralı’da oturttu.
Kandil’de oturttu.
7 haziranda oturttu.
*
Barajın altında kalan Bbp’yle Saadet partisi sitem ediyor haliyle… Onunki can da, benimki patlıcan mı?
*
Akp iktidar olur, şak şak şak alkışlar.
CHP koalisyon kurar, şak şak şak.
Hdp barajı geçer, şak şak şak.
Mhp hükümet ortağı olur, şak şak şak.
Nedir bu yalakaların hali?
Şakşuka.
*
Hükümeti siz kurun, biz dışardan destekleyelim. Rica ederim, siz kurun, biz dışardan destekleyelim. İstirham ederim, siz başbakan olun. Arz-ı hürmet ederim, siz önden buyrun.
Bu nezaket olsa olsa…
Alinazik değil midir?
*
Ve, onca rezalete rağmen, Deniz Baykal’ı tıpış tıpış ayağına getirten saraydaki zat-ı şahane, eminim memnundur… Hünkarbeğendi’dir.
*
Bu topraklarda hıyar’dan sonra en bol yetişen sebzedir patlıcan.
Tek pürüzü vardır.
İnsana ver, iştahla yer.
Hayvanın önüne koy, ağzına sürmez.

Patlıcan Türk siyaset hayatını tanımlarken farklı yazarlar tarafından kullanılmıştır. Örneğin, Türk edebiyatının en muzip kişilerinden Refik Halit Karay 1921 yılında kaleme aldığı “Patlıcan Meselesi” adlı yazısında çok güzel dokundurmalar yapar. 

PATLICAN MESELESİ

İlmimle, irfanımla mütenasip işte bir mesele!

Ben hadşinas bir muharririm; tııtup da şimdi size pek zorlu, pek çetin, pek yüksek birtakım siyasi meseleleri bahis mevzuu yapmaya katiyen cesaret edemem. Böyle ciddi müşkül ve mühimmesail ne haddime?… Onları, öykülerini ehline bırakalım. Bizim diyarımızda değme muharririn bu tarzda patlıcan ve çam ağacı kabilinden bayağı, adi, kıymetsiz bir makalesine tesadüf ettiniz mi? Asla! O, daima yüksek siyaseti kalemine ram eder, bütün serlevhaları şöyle, heybetli, ehemmiyetli ve şaşaalıdır: 

“Avrupa’nın Son Vaziyeti”, veya “Akdeniz Muvazenesi”, yahut da “Şarkın istikbali”… Yazık ki şu kurak, şu çorak, şu nankör memlekette her gün bu ayarda ve bu kıratta birer birer, inci horoz eline düşmüş gibi, yok yere mahvoluyor; bu kıymetteki siyasi düsturlar iz bırakmadan silinip gidiyor!

Hoş ben sade harici siyasetin değil dahili siyaset bahsinde de kalem oynatamam ki… Dahili işleri kavrayabilmek için memleketi adım adım gezip görmüş, tarihini sahife sahife okumuş, seciye ve ahlakını vilayet vilayet tetkik etmiş, hülasa bu yolda senelerce çalışmış olmak iktiza eder. Bu himmet, bu gayret benim elimden gelir mi? Onu, siyaseti dahiliye bahsini de bırakalım. Bu imkânsızlık, bu inşasızlık, bu ilimsizlikle edebiyat da benim neme? Yakara cümleye bile agâh olamayan şu taş kafamla iktisat bahislerinde işim ne?… Hülasa öyle siyasi, ahlaki, edebi ve mali meseleleri benim kalemim, benim irfanım halledemez, bana çizmeden yukarı çıkmayan meseleler yakışır, mesela, işte “patlıcan meselesi” gibi…

Gelelim patlıcan meselesine:

Fakat patlıcan meselesi deyip de geçmeyiniz; göreceksiniz ki serlevhası dolu, lâkin içi kof bir çok yüksek meselelerden bu mesele daha ehemmiyetli, daha ciddi ve daha hayatidir. Adeta her senenin, alelusul bu mevsimin en canlı, en umumi ve şümullü meselesi, dahili, iktisadi, ahlaki meselesi odur: Patlıcan meselesidir. 

Şayet bu mesele hal ve makul bir karara, bir kanuna rapt edilemeyecek olursa memleket mahvolmaktan bir türlü kurtulamayacak, bize felah, huzur hiçbir zaman müyesser olamayacaktır. Patlıcan meselesi bir meseledir ki belli başlı bir gaile, bir felaket, bir afet, bir kıyamete taalluk eder. Patlıcan meselesi sebebiyet verdiği zarar, ziyan itibariyle zelzeleler, kıtlıklar, hastalıklar, kasırgalar kadar mühimdir, müthiştir, mahuftur. “Çekirge ile Mücadele”,“Emraz-ı Sariye ile Mücadele”, “Veremle Mücadele”, “İçki ile Mücadele” hatta “Tombala ile Mücadele” cemiyetleri oluyor da çekirgeden, frengiden, veremden, içkiden ve tombaladan zararı kat kat fazla olan patlıcana niçin bir tedbir ittihaz edilmez, niye bir de “Patlıcanla Mücadele Cemiyeti” yapılmaz buna aklım ermiyor!

Kumar, kadın, içki gibi patlıcan da bir afettir. Ben patlıcana bakarken, tıpkı güzel ve şuh bir kadına bakarken: “Ah ne nefis, lâkin ne tehlikeli, ne ateş ve ne afet bir mahluk!” dediğim gibi: “Ah ne nefis, lâkin ve tehlikeli, ne ateş ve ne afet bir sebze!” derim. 

Bilmem maksadım anlaşılabildi mi? Vaktaki bahar geçer ilk sıcaklar başlar ve bostanlarda patlıcan fideleri boy atmaya, çiçek açmaya ve meyve dökmeye hazırlanır, gözüm iliştikce, sanki pek güzel, pek şirin, pek haspa bir kız çocuğuna bakıyormuşum gibi kendi kendime: “Büyü bakalım,”derim, “büyü… Bakalım sen de kimleri ve ne hanümanları yakacaksın?” Evet, öyledir, patlıcan bir kundaktır ve kızartması şeklinde de bir afete dönebilir! Her sene İstanbul’da, taşrada, hülasa ahşap evli memleketlerde acaba patlıcanın sebep olduğu hasarın derecesi nedir, hiç hesap edildi mi? İstanbul’un yarısını yakan yangınları, o Vefa, Şehzadebaşı, Aksaray, Beyazıt, Üsküdar ve sair yangınlarını, hele bir düşününüz,hep patlıcan mevsimine tesadüf etmiyor mu?… Meltem,zeytinyağı ve patlıcan bir arada birleştiler mi öyle bir “ittifakı müselles” aktederler ki Almanya ittifakının Avrupa’yı tutuşturup yakması gibi İstanbul’u her sene kül, kömür ederler! Ben patlıcan işportalarına baktıkça: “İşte binlerce kundak!” derim ve satıcılar mahalle içlerinde: “Ne âlâ dolmalık kemer patlıcanları!” nidasıyla gezerken: “Bu derece tehlikeli bir nesneden bu kadar suhuletle, hiçbir kayda tabi tutulmadan satılıyor!” diye kendi kendime sorarım ve kızarım. Barut, dinamit, silah ne ise patlıcan da odur, muzırdır, tehlikelidir! Onun icin bana kalırsa, ya patlıcanın memlekette yetiştirilmesini ve hariçten şehre girmesini men etmelidir veyahut da şöyle bir kararname ile satışını ve sarfını tahdit etmelidir:

Patlıcanın istihlaki hakkında kararnamedir:

Birinci madde:

“Patlıcanın serbest olarak satılması memnudur.”

İkinci madde:

“Patlıcan satacak olan esnaf, müşteriden polisçe musaddak bir kefaletname ve bir vesika talebine mecbur tutulur.”

Üçüncü madde:

“İşbu kefaletnamede müşteri, satın alacağı patlıcandan mütehassıl bilumum zarar ve ziyanı ita ve ifaya hazır bulunduğunu dermeyan edecek ve polis merkumun mutfağında taharriyat yapıp patlıcan kızartmasına baca ve binasının mütehammil olup olmadığını bir vesika ile bildirecektir.

Dördüncü madde:

“İşbu şartlar hilafında patlıcan alan veya satanlar hakkında müebbet kalebentlik cezası verilecektir.”

Beşinci madde:

“Polis müdüriyetinde beşinci şube unvanıyla bir patlıcan şubesi ihdas edilecek- ve bu şubeye merbut memurlar patlıcan mevsiminde mahalleleri devru teftiş ederek kızartma kokusu gelen her haneye duhule, vesika ve kefaletname talebine hakkı olacaktır.”

İşte, belki bu sayede patlıcan meselesi halledilmiş ve memleket de müthiş bir afetten kurtulmuş olabilir.

Patlıcan meselesi, görüyorsunuz, bir hayat, iktisat, siyaset meselesidir ve gazetelerde “mesele” unvanı altında bahsedilen meselelerin hepsinden daha mühim ve daha ciddidir!

19 Ağustos 1921

AKP iktidarı döneminde henüz Osmanlıca dersleri başlamadığı için, eski dildeki bazı kelimelerin karşılıklarını da yazdım. 

Patlıcan konusundaki keyfiyet budur.

Arz ederim.

 

mütenasip: orantılı
hadşinas: haddini bilir
ram etmek: boyun eğdirmek
serlevha: yazıbaşlığı, manşet
agâh: bilgili, haberdâr
şümul: kapsam
felah: kurtuluş, selamet
taalluk etme: ilgisi olma, bağı bulunma
mahuf: korkunç, tehlikeli
vaktaki: ne zaman ki
hanüman: ev, bark, ocak
ittifakı müselles: üçlü anlaşma
tahdit etmek: sınırlamak
istihlak: tüketim
musaddak: onaylanmış
mütehassıl: oluşan, ortaya çıkan
ita ve ifa: ödeme, yerine getirme
dermeyan etmek: ortaya koymak, açıklamak
merkum: adı geçen
taharriyat: aramalar, araştırmalar
mütehammil: dayanan, dayanıklı
hilaf: zıt, karşıt
ihdas etmek: kurmak
merbut: bağlı
duhul: giriş, içeri girme